evcil kozalağımı tekmelerken zihnimin öte ucu
akşamın onunda, on yıldır iyice alıştığım ve ayrılmak istemediğim bilgisayarımda yazıyorum bunları. odamın sarı ışıkları yanıyor, çayın tadı damağımda takılı, basık bir hava hissediyorum. akşam beni genişletiyor, içimden doyasıya yazma isteği yeşeriyor. dünü yazmaya karar veriyorum. dünü yazmaya karar veriyorum çünkü ruh saatim bugünü göstermiyor.
geçen gün bir evcil kozalak edindim. sokağın orta yerinde duruyordu, tekmeler savurarak onu eve kadar götürdüm. bu esnada yürüyüşüm değişti, sağa sola saptı yüzüm, yönüm farklılaştı. tut ki dedim içimden, yolunda düz yürüsen ne kazanırsın. yolumda düz yürümeyince, en azından bir kozalağım oldu. tanrım benim artık bir kozalağım var, nereye doğru gülümsemeliyim.
onu ayağımın altında sürerken, kendimi dışarıdan hayal ettim. yaşım yirmilerin en orta yerinde aksediyor, kaldı ki ben inanmam insanların bulduğu rakamların doğruluğuna. olsun, bana biçilen kafamın kağıdında yazana göre, yaşım yirmilerin ortasında. ve ayağımın altında, sağa sola saparak ilerlettiğim bir kozalak var. tanrım , nereye doğru gülümsemeliyim, kadrajın nerede, hani nerede kameran. söylesene, tam olarak nereden gülüyorsun bizlere.
yürüdüm, yavrucuğum çok yürüdüm. spor ayakkabımın ince tabanı ayağımın altında bir sızı olana kadar yürüdüm. kozalak benimle geldi. yaşıma gülümsedim. durdum yaşımı düşündüm. karşıdan gelen yaşlı kadın bana bakarken, kozalağımı ayakkabımın altına sakladım. tanrım ben, şimdi söylemesi uygun mudur bilmem ama, gözlerimi şaşı yapmayı lise yıllarımda öğrendim.
bugünlerde hep yaşımı düşünüyorum. oh ne de güzel yaşlanıp ölümüme sarılıyorum. tanrım ben ölümü de hayat kadar çok seviyorum. şimdilik yaşıyorum. ne güzel, yaşıyorum. ne yaşıyorum. güzel yaşıyorum. tanrım bak nasıl da güzel yaşıyorum. hani kalbimde olmadan bir kötülük, öyle kendi halimde, ayağımın altında kozalak çevirerek, yaşayıp gidiyorum. sokaktaki kedilere su veriyorum. korkutmamak için kuşları, yolumu değiştiriyorum. tutuyorum da bir çocuğa laf atıp oyununa dahil oluyorum. banklarda yalnız oturan yaşlı kadınlarla sohbet ediyorum. bak işte tanrım, kozalağım kadar evcil yaşıyorum. hem kabul ediyorum, tüm gerçeklerimi. evet, evet. gerçeklerimi kabul ettiğim bir yaşı yaşıyorum. artık üzülmüyorum hiçbir şeye. para ile alınabilecek hiçbir şeye değer vermiyorum. insanı her şeyden üst tutup iyiliğini istiyorum. kimsenin önünde eğmiyorum boynumu, başımı büküp ağzının kokusuna övgüler düzmüyorum. hem bak, eyvallah demiyorum ki birine minnet barınmasın içimde. vefa güzel şey de tanrım, minneti niçin yarattın. o benlik değil. ben erken uçan kuşları ve gece konan böcekleri seviyorum, minneti değil.
yaşımla ilgisi var tüm bunların. gerçeklerimi kabul edip hayatı öyle kucaklamamın. ve evcil kozalağımı ayağımın altında sürümemin. yaşımla ilgisi var, nereye gülümseyeceğimi bilemeyişimin. ama bak, öğreniyorum hayat denilen şeyi. öyle kolayca ve tozundan arınarak da değil, zahmetle öğreniyorum. her geçen günde üzerime kabuklar giyip öğreniyorum.
tüm bunları düşünürken, kozalağımı bir arabanın altına kaçırdım ve alamadım. arabanın sahibi gözlerimin içine baktı, kozalağımın içine bakamadım. yürüdüm gittim, gülümseyecek bir taraf aradım kendime. gülümseyecek bir taraf.
Yorumlar
Yorum Gönder